Çocukluk fotoğraflarıma bakarken bir garip hüzün kapladı aslında içimi.
Hem mutluluk hem de üzüntü.
Ne kadar çabuk büyümüşüm ben oysaki…
Büyürken o masumiyetimi nasıl kaybetmişim?
Kendi seçimlerim sonucunda kaybettim bu masumiyeti.
Hep yanlış yolu seçmişim oysa ki ben.
İlerkerken o yolda ne kadar da doğru geliyordu oysa.
Bu güne kadar en azından.
Birkaç fotoğraf bana ne kadar iğrenç bir insan olduğumu göstermeye yetti.
Evet masum değilim.
Her bir yaş yaşlandığımda o ilk günki masumiyetimi eski yaşımda bırakmışım.
Her bir yaşımda daha bir insanlıktan çıkmışım.
İyice bencilleşmişim.
Başka birisi olmaya çalışmışım oysa ki ben.
Her saçımın rengini değiştirdiğimde kendimden çok uzaklaşmışım.
Kendimden kaçmışım ben.
Hiçbir erkeğin bana dokunmaması gerekirken,
Erkeklerin bana dokunup çamurlarını bulaştırmalarına izin vermişim.
En kötüsü bundan zevk almışım.
Kalbimin bir tek erkeğe ait olması yerine ben bölmüşüm onu.
Herkese yer açmışım kalbimde, tenimde, gözlerimde…
Çok zormuş büyümek.
Hemde çok zor.
Çok ağırmış bazı yükleri hem omzundan hemde bacaklarından atamamak.
Hayat sanki bu ağırlıklarla güvenli bir limana çıkmaya çalışmak gibi.
Giderek batarken yüzmeye çabalamak.
Oksijeni içine çekmek.
Kalbin kanı pompalamasına izin vermek.
İnsan büyüdükçe kendinen uzaklaşıyormuş.
Tanıdığın insanlar seni sen yaparken, seni sen yapmaktanda çıkartabiliyormuş.
Anladım.
Hayat yaptığımız seçimlerin sonucu yaşadığımız olaylardır.
Evet.
Kimine göre kaderdir.
Ne yazıldıysa odur kimine göre.
Kaderimizi kendimiz yazıyor.
İçimizde hem iyiyi hem kötüyü barındırıyoruz.
Bazen iyi olan yönümüz ağır basıyor
Bazen ise kötü olan yönümüz.
Çift karakterliyiz aslında hepimiz.
Bazen mutluyuz
Bazen mutsuz.
Ama insanız.
Hatalarımız bizi biz yapan şeyler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder